Üzgünüm Leyla

Paralel evrenlere inanıyorsanız anlatacağım hikayeye de inanacaksınız.

Paralel evrenlerin en paralelinde, tepsi biçiminde bir gezegenden söz edilir. Devasa değil ama pek küçük de sayılmayacak bir gezegendir bu. Şeklinden hareketle, ismi de “Tepsi”dir. Tepsi gezegeninde yaşayanlar insansı görünümdedirler ancak tenlerinin rengi insanlarınkinden daha fazla çeşitlilik gösterir; kırmızı, mor, mavi, yeşil, sarı, pembenin çeşitli tonlarında. Bu türe “insancık” denir. (more…)

Share This Post

Garfield

Reenkarnasyon diye bir şey varsa ikinci hayatımda kurbağa olmak istiyorum dedim yıllarca. Şöyle güzel bir sazlıkta, sabahtan akşama vıraklayacak, güneşlenecektim. Öyle bereketli bir sazlık olacaktı ki bu, avlanmak için uğraşmam gerekmeyecek, oturduğum yerden, sağımdan solumdan geçen besili haşaratla günümü gün edecektim. Dert yok, tasa yok, gam hiç yok! Ne güzel değil mi? Sonra sonra aklıma geldi, bendeki bu şansla olsam olsam E-5 kenarındaki minicik yeşilliklere mahkum bir şehir kurbağası olurdum! Yetmezdi, yolun karşısına geçeyim derken ilk arabanın altında kalır, suretimi asfalta nakşederdim. İyice düşünüp taşınmadan reenkarnasyona heves etmemek gerek.

 

Düşünüp taşındım, kararım karardır; bir sonraki hayatımda Garfield olmak istiyorum ben! Garfield sevenler hemen anlayıp hak verecek bana, eminim. John gibi safdillik derecesinde iyi niyetli bir sahibim olsun, sabah akşam yemeğim tamam olsun, en sevdiğim lazanya soframdan eksik olmasın, üstüne bir de Odie gibi eğlenceli bir ev arkadaşım olsun, daha ne isteyeyim! Göbeğimi kaşıya kaşıya yuvarlanır giderdim inanın ki:)

 

Buyrun, ilk yayınlandığı tarihten günümüze muhteşem bir Garfield arşivi:

http://www.listen-project.de/garfield/index.php?date=20.06.1978

Sıkıldığınızda, daraldığınızda bakasınız diye:)

Share This Post

Barış Çocukların Yüreğinde

“Çocukluk kaybedilmiş cennettir” sözünü okuduğumu hatırlıyorum yıllar öncesinden. Giderek anlıyorum ki  sahici bir cümle bu, tadında bırakılmış bir kısa hikaye gibi, hayatı üç kelimeyle özetliyor; hiç çocuk olamadan büyüyenlerin kekremsi ömürlerinin acısını, cennetten kovulanların vebalini omzumuza yüklüyor. (more…)

Share This Post

46

46Televizyonda haber izlemek çoğu zaman dayanılmaz hatta yıpratıcı oluyor. Hamaset dolu haber metinleri, aynı görüntünün defalarca ekrana gelmesi, alttan geçen yazılardaki imla yanlışları, vs… vs… Yine de memlekette, dünyada neler olup bitiyor, bilmek gerek, izliyoruz işte…

İki ya da üç hafta kadar oluyor, tam da kulak vermeden haber izliyordum. Ayrıntıları net hatırlayamıyorum ama, sanırım Konya’da bir partinin il başkanlığı binasının kundaklandığı haberini geçtiler. Sıradan bir olay, kundakçı mı eksik memlekette diye düşünür, ilgisizliğimi korurken haberi okuyan spikerin “olay güvenlik kameralarına böyle yansıdı” dediğini duydum. “Güvenlik kamerası” ya da büyük biraderin işleri hep ilginç olmuştur, izlemeye başladım. (more…)

Share This Post

Pazar Kazıntıları

Pazar günü gazete alınır, okunur, karıştırılır, daha fazla yük olmasın diye çay bahçesinde bırakılır.

Müjde Ar’la yapılan röportajdan annesi Aysel Gür için vakt-i zamanında şöyle bir rapor aldığını öğreniyoruz:

“fartı zekadan mütevellid bir ruhaleti ezcümle deha”

Yani, bildiğin deli:) Şahane! Mezar taşıma yazılsın isteyesim var bu tanımın, hakediyorsam eğer.

Çevir gazete, sayfa; Zeki Sezer demiş ki mesela, aynen vaki, gazetede manşet; “Sağa kayan solcuları geri kazanacağız”.

Ne diyeyim ki? “Sağa kayan solcu”  ne demektir, nasıl bir şeydir, solcu dediğin sağa kayar mı, sağa kayan solcudan hayır gelir mi? Bu tuhaf solcular nasıl kazanılır? Bir arkadaşım dedi ki, hayır, sağa kayanları sola çevirmek gibi bir şey yok, Zeki Sezer sağa kayacak, olay budur. Allahım allahım! CHP’yi hala solcu sanan safdiller vardı değil mi, unutmuşum bir an.

Çevir sayfa; Ayşe Arman’ın bir röportajı var ki zaten, aman aman! Ayşe Özyılmazel ve annesi, Neco’nun belki de hiper bakımlı kadınlar mabedinden haykırarak kaçmış olabileceği ihtimalini yok sayarak adamcağız hakkında atıp tutuyorlar, kesin mutsuz olduğuna karar verip, süper ince ve süper yüksek topuklar üzerinde kırıtarak poz veriyorlar! Neco’nun yerinde olsam! Neyse…

Oysa pazar günü krep yapılır değil mi; her tür musibetten uzak! Bir dahaki Pazara, inşallah:)

Share This Post

Emniyet Kemeri Hayat Kurtarır

Kanal D’ye bugün gönderdiğim mektup:

“Merhaba,

Kanalınızda yayınlanan “Gece Gündüz” dizisiyle ilgili olarak yazıyorum size.

Geçtiğimiz akşamlardan birinde denk geldim diziye. Dizinin kurgusu, konusu belli; deneyimli ve temkinli komiserle, birlikte çalıştıkları cevval, gözükara genç polis muhtelif vakaların peşinde koşuyor, suçluları ortaya çıkartıyor. Olabilir, bu temada çekilen pek çok dizi var, yerli yabancı, meraklısı izleyecek, takip edecektir. 13 yaşındaki oğlumun pek hoşuna gitti örneğin, sonuna kadar izlemek istedi ama biraz sonra anlatacağım sebepten izin vermeyip başka kanala geçmesini istedim. (more…)

Share This Post

Amok Kedisi

Bir kedim olsa, adı Nazlı olsa, gün boyu miskin miskin uyusa dursa, beni pencerelerde kapılarda beklese, eve adımımı attığım anda sevinçten ne yapacağını şaşırıp cilvelense, sevimlilik muskasıymış gibi davransa, ben onu sevsem, o da patisiyle burnuma burnuma dokunup beni sevse, bir vakit sonra benim uykum gelse, yatsam, o da yanıbaşıma kıvrılıp mırlamaya başlasa, uyusak… (more…)

Share This Post

Bir Garip Ölüm

Türkiye Futbol Federasyonu başkanı Hasan Doğan’ın ölümü… Kendisinden hazzetmemem için yığınla sebep sayabilirim, başbakanın yakın arkadaşı olması dahil. Ne var ki, kaçırmadan izlediğim son şampiyonadaki futbol maçlarında, çocuklar gibi sevinebilme becerisi karşısında gülümsediğimi hatırlıyorum. Sadece onun sevinç gösterisi değildi gülümsememe sebep; maçları hep birlikte izlediği eşiyle birlikte onlarca kamerayı yok sayarak birbirlerine sevinçle sarılmalarındaki samimiyetti. Hatta, yanlarında cumhurbaşkanı varken, yine kritik bir anda atılan golün sevinciyle Hasan Bey cumhurbaşkanını, protokolü, artık ne varsa hepsini yok sayıp, sevinç çığlıklarıyla olduğu yerde zıplayan eşine sarılmış, cumhurbaşkanını tuhaf bir yalnızlık hissiyle başbaşa bırakmıştı! Birbirlerine sevinç ve mutlulukla sarılan bir karı koca ve hemen yanlarında sevinçlerine iştirak etmek isteyen ama kenarda kalan bir cumhurbaşkanı!

Toplumsal nazara inansak yeridir.

Şu ülkede normal işleyen hiç mi bir şey yoktur!

Share This Post

“Yangın kavmindeniz, ne giysek alev”*

15 yıl oluyor, Sivas’taki Madımak Oteli’nde 37 insan yakılarak öldürüldü.

O gün 37 kedi yavrusu bir yere tıkılıp yakılsaydı mesela, dünya ayağa kalkardı; cümle alemde izlerdik görüntüleri “vahşet! korkunç!” diye.

Ya da 37 enik bulunsaydı dünya tatlısı; birileri tıksaydı onları kafese; ateşe verselerdi bir güzel; emin olun tüm dünya kapımızdaydı! Daha önemlisi, daha acısı; memleket ayaklanırdı; bir anda birlik olurduk, o pek övündüğümüz milli vicdanımızı hatırlardık. Hiç biri olmadı… Peki neler oldu?

Pek çok ağızdan “ağır tahrik vardı efenim!” lafını duyduk mesela. Nasıl bir tahrikse artık, ancak insan yakarak yatıştırılabiliyor.

Faillerin çoğu yakalanamadı, yakalananların bir kısmı kaçtı, bir kısmı belediyede kadrolu olarak işe alındı vs… vs… Hepsi masum çıktı anlayacağınız, sütten çıkmış ak kaşıklar, tahrik edilmiş kuzucuklar olarak.

Madımak Oteli’nin altındaki kebapçı faaliyetine devam etti. Böylesine hastalıklı ve sapkınca bir şeyi ancak bir Haneke filminde görmeyi bekleyebilirsiniz. Bileceksin ki bulunduğun mekanda 37 insan yakılarak öldürülmüş, aradan bir süre geçtikten, gerekli boya badana işlemleri yapılıp kurumu isi temizlendikten sonra gidip aynı yerde bir buçuk Adana yiyeceksin? Dalga geçer gibi…

Unutturulmaya, üstü kapatılmaya çalışıldıkça; unutmayalım, peşini bırakmayalım! Elbet bir gün o 37 canın hesabını verecek birileri…

* dize Hulki Aktunç’a ait.

Share This Post

23 Mayıs!

Arda\'nın 13. yaş hatırası‘96 yılından bu yana 23 Mayıs günü benim için çok farklı ve özel oldu. Arda’nın doğum günü, nasıl güzel olmasın! Bugüne kadar her doğum gününde elbette heyecanlandım, mutlu oldum, çok sevindim. Gelin görün ki bu yıl hepsinden farklı, oğlum 13 (yazıyla on üç!) yaşına basıyor. Sanırım artık büyüdüğünü gerçekten ilk kez idrak ediyorum, şaşırıyor ve ne yapacağımı bilemiyorum. Gururlanıyorum, sevinçten içim içime sığmıyor ama bir yandan da tuhaf bir panik hali yaşıyorum. Evet, oğlum büyüyor! Bu yıl 13, yani 18′ine basmasına şunun şurasında beş yıl var, eh üzerine bir kaç yıl daha eklersek olacak yirmi! Aman allahım! (more…)

Share This Post